Hafta içi her gün 09.00–16.00 saatleri arasında ziyarete açıktır. Resmî tatillerde kapalıdır. Randevu: 0442 231 51 49
Burhan Doğançay’ın ikonik “Duvarlar” (Walls) serisine ait bir çalışmadır. Doğançay’ın şehir duvarlarını soyut bir estetikle yorumladığı bu seride, afiş yırtıkları, katmanlaşmış boyalar, zamanın aşındırıcı etkileri ve sokak kültürünün izleri temel görsel unsurlardır. parçalanmış yüzeyler ve katman katman açılan dokularla, bir duvarın zamana direnen hafızasını temsil eder. Beyaz zemin üzerinde; mor, siyah, turuncu ve kahverengi renk blokları, yırtılmış afişleri ya da sıyrılmış boya katmanlarını çağrıştırır.
Burhan Doğançay’ın “Duvarlar” serisine ait bu litografi çalışması, kentsel yüzeylerin zamansal katmanlarını izleyiciye sunar. Yıpranmış bir kapı ve üzerindeki sayılar, hafızaya kazınan bir kent fragmanına dönüşür. Sanatçı, litografi tekniğini kullanarak sokak estetiğini grafiksel bir dille aktarırken, duvarlardaki izleri bireysel ve toplumsal hafızanın taşıyıcısı olarak görür. Doğançay’ın bu çalışması, kent mekânına şiirsel bir duyarlılıkla yaklaşan sanat anlayışının izlerini taşımaktadır.
Adnan Çoker’in bu eseri, karanlık bir zemin üzerinde birbirinden ayrışan ama görsel bir ritim içinde tekrar eden yarım küreler, silindirik formlar ve mimari soyutlamalardan oluşur. Her biri farklı bir ışık-gölge dengesiyle modellenmiş bu formlar, kubbe formunun hem fiziksel hem metafiziksel boyutunu göstermektedir
Yusuf Taktak’ın resimlerinde sıkça görülen soyut anlatım, simgesel öğeler ve renklerin metaforik kullanımı bu yapıt üzerinde de belirgin şekilde yer alır. Taktak, gerçek ve düş gücünün kaynaştığı zamanlararası bir mekânı imgeleyen “dikilitaş” formunu da sanatının ana elemanlarından biri haline getirir
Devrim Erbil’in özgün plastik diliyle oluşturduğu ve onun kent manzaralarına dair soyutlayıcı , manzarayı bir ritim, doku ve ışık düzenlemesi hâline getirdiği görülmektedir. Bu eser özelinde, şehir hem canlı bir organizma gibi nefes alan bir doku, hem de renkler ve çizgilerle kurulmuş görüntüye sahiptir.
Adil Doğançay’ın bu eseri, İstanbul manzaraları, sahil kasabaları ve yerleşim yerlerine ait görüntülere sahiptir. Bu kentsel manzaralar, genellikle yüksek bir bakış açısıyla çizilmiş, doğallık ve dinginlik içeren gündelik hayattan kesitlerdir. Ton geçişleri yumuşaktır; doğal ışığın etkisiyle renkler canlı ama abartısızdır. Bu da izleyicide bir sakinlik ve huzur duygusu yaratır.
Zafer Gençaydın’ın bu eseri, Soyut dışavurumcu bir kompozisyona sahiptir. Geniş beyaz bir yüzeyin sol alt köşesine ve sağ üst köşesine yerleştirilmiş, kırmızı, siyah ve mavi fırça darbelerinden oluşan iki ayrı lekesel form görülür. Kompozisyon, boşlukla birlikte gerilim yaratır.
Şadan Bezeyiş’in Kompozisyon (1998, Tuval Üzerine Yağlı Boya) adlı eseri, sanatçının soyutlama, ritim ve yüzeysel doku üzerine kurulu resimsel yaklaşımını güçlü bir biçimde yansıtır. Merkezde yoğunlaşan siyah fırça hareketleri, dairesel ve katmanlı yapısıyla adeta bir enerji patlamasını andırırken, kompozisyonun çevresine doğru açılarak görsel bir derinlik yaratır. Bezeyiş’in karakteristik biçimde kullandığı ritmik tekrarlar, figür çağrışımı verse de somut bir temsilden kaçınarak izleyiciyi sezgisel bir okumaya yönlendirir. Açık zemin üzerindeki koyu yoğunluk, hem dramatik bir kontrast yaratır hem de içsel çatışma, yoğunluk ve bilinçaltı gibi kavramlarla ilişki kurar.
Süleyman Saim Tekcan’ın 2016 tarihli bu gravürü, sanatçının kendine özgü sembolik dilini, figüratif anlatımı ve kültürel referansları bir araya getiren görsel bir yapıttır. Kompozisyonun merkezinde yer alan at figürleri, Tekcan’ın sanatındaki sürekli tekrar eden bir motif olarak hem hareketin hem de geleneksel gücün ve özgürlüğün simgesidir. İnsan figürleriyle birlikte kullanılan bu atlar, bireyin doğayla, geçmişle ve kimlikle kurduğu ilişkileri metaforik düzlemde yansıtır. Eserin tamamına yayılan mavi tonlar, dinginlik, içsel yolculuk ve zamanın derinliği duygusunu pekiştirir.
Hüsamettin Koçan’ın eseri, figüratif bir yapı içinde modern mitolojiye gönderme yapar. Koçan’ın stilize ettiği insan figürü, iç içe geçmiş imgeler ve sembollerle donatılmıştır. Karanlık fon üzerindeki kırmızı çizgiler ve simgeler, çağdaş insanın iç dünyası, travmaları ve kimlik arayışını temsil eder. Mitoloji ile modernitenin çarpıştığı bu kompozisyon, sanatçının bireysel ve kolektif bilinç arasındaki gerilimi figüratif bir anlatım dili üzerinden görünür kılma çabasını ortaya koyar.